Kamu Varlıklarının Devri Üzerine: Bir Nesiller Arası Sermaye Meselesi
Kamu varlıklarının devri, yalnızca bugünün bütçe dengesiyle değil; uzun vadeli stratejik değer, geri dönüşsüzlük ve nesiller arası adalet açısından ele alınması gereken bir risk meselesidir.
Bir köprü, bir otoyol, bir liman... Bunlar salt mühendislik yapıları değildir; on yıllar boyunca birikmiş kamusal sermayenin somutlaşmış hâlidir. Bu sermaye, memurun maaşından kesilen vergiyle, esnafın ödediği stopajla, işletmelerin kurumlar vergisiyle finanse edilmiştir. Üstelik bu finansman, sıradan bir konjonktürde değil, enflasyonun reel geliri sürekli aşındırdığı dönemlerde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bu varlıkların maliyeti yalnızca nominal harcama tutarı değil, aynı zamanda o dönemin toplumsal kesimlerinin katlandığı reel kayıptır.
Sorunun Çerçevesi
Kamu varlıklarına yaklaşımda son dönemde belirgin bir kavramsal kayma gözlemlenmektedir. Bu varlıklar artık nesiller arası bir emanet olarak değil, ihtiyaç anında likide edilebilecek bir stok kalemi olarak ele alınmaktadır. Söz konusu satışların zamanlaması da bu tezi destekler niteliktedir: genellikle bütçe açığının derinleştiği dönemlerde ya da seçim öncesi ekonomik programa kısa vadede “görünür” katkı sağlama ihtiyacı doğduğunda gündeme gelmektedir. Başka bir ifadeyle, karar, varlığın uzun vadeli stratejik değerine göre değil, kısa devreli mali veya siyasi takvime göre şekillenmektedir.
Nesiller Arası Adalet Boyutu
Bu meselenin en az tartışılan ama en kritik boyutu, nesiller arası adalettir. Varlığın finansmanına katkı sunan kesim ile satıştan elde edilen kısa vadeli mali rahatlamadan yararlanan kesim örtüşmemektedir. Bedeli geniş bir toplumsal taban — ücretlisi, emeklisi, üreticisi ve girişimcisiyle — ödemiştir; satıştan sağlanan faydanın önemli bir kısmı ise çok daha dar bir zaman diliminde, o anki bütçe dengesine yansımaktadır. Bu asimetri, kamu maliyesi literatüründe “gelecek nesillerin bugünkü kararlar için maliyetlendirilmesi” olarak adlandırılan sorunla örtüşür.
Zamanlama ve Geri Dönüşsüzlük
Kararın zamanlaması kadar, geri dönüşsüzlüğü de önemlidir. Bir altyapı varlığının yeniden inşası — gerek finansal maliyet gerekse süre açısından — ilk yatırım bedelinin kayda değer ölçüde üzerinde bir yük gerektirir. Bu nedenle bu tür devir kararları, tersine çevrilmesi fiilen mümkün olmayan bir eşiği temsil eder. Karar alıcının önündeki kısa vadeli nakit ihtiyacı somut ve aciliyet taşıyan bir görünüm sunarken, elden çıkarılan varlığın uzun vadeli getiri potansiyeli ve stratejik kontrol değeri soyut kalmakta, bu da karar sürecinde sistematik bir kısa vadeli önyargıya (present bias) zemin hazırlamaktadır.
Bir Benzetme
Meseleyi somutlaştırmak gerekirse: kuşaklar boyu biriktirilen, borçla ve emekle edinilmiş bir aile mülkü düşünülebilir. Bu mülk, onu miras alan kişi tarafından yönetilebilir, gerektiğinde daha verimli hâle getirilebilir, hatta belirli koşullarla kısmi ortaklıklara konu edilebilir. Ancak mülkün bütününün, dönemsel bir nakit sıkışıklığını gidermek amacıyla parça parça elden çıkarılması, kısa vadede rahatlama sağlasa da yapısal bir küçülmeye ve nihayetinde kalıcı bir değer kaybına yol açar. Kamu varlıklarının devri de benzer bir mantığa tabidir: anlık likidite ihtiyacı, kalıcı bir sermaye kaybıyla telafi edilmektedir.
Sonuç
Kamu varlıkları üzerindeki tasarruf yetkisi, mülkiyetin devri anlamına gelmemelidir. Bugünün karar vericilerinin sorumluluğu, bu varlıkları daha verimli işletmek, gerektiğinde şeffaf ve hesap verebilir çerçevelerle kısmi işbirliklerine açmak olabilir; ancak bunu, dönemsel bir bütçe sıkışıklığını gidermek ya da kısa vadeli bir ekonomik programa görünürlük kazandırmak amacıyla geri dönüşü olmayan bir devirle yapmak, nesiller arası adalet ve kamu sermayesinin sürdürülebilirliği açısından ciddi bir risk taşımaktadır.
Bu metin yazarlı bir görüş yazısıdır. Metindeki değerlendirmeler yazara aittir; RiskTR’nin veri haberi veya kurumsal risk notu formatından ayrı olarak yayımlanır.